Kaçış, meydanı terk etme, savaş mevziisini terk edip kaçma, düşmandan kaçma, tehlikeden kaçma eylem ve biçimidir.
Toplum hızla kendinden kaçmaktadır. Geçmişinden, tarihinden, inancından, örf veadetlerinden, kadim medeniyetinden. İlginçtir insan-toplum neden kaçsın? Kaçarken nereye kaçıyor. Kaçacağı yer daha mı güzel, güvenli? Daha mı iyi? Kaçacağı yer onu daha mı mutlu edecek? özünden kaçan, kendinden kaçan daha güvenli bir limana varacağı kesin mi? Varacağı yerde nasıl bir yaşam var? Meçhul mü yoksa belirgin mi. Bu kaçış bilinçlimi ya da bilinçsiz kaçış mı? herkes kaçarken kaçıyoruz? niye kaçıyoruz? Herkes kaçıyor diye mi bizde kaçıyoruz? Birileri savaş, mücadele meydanı terk edip kaçarken bizim de kaçma hakkımız mı doğuyor? Herkesin kaçması bu davranışı yapması bu durumu meşrulaştırıyor mu?
Ulaşmak istediğimiz, kaçtığımız yer, geriye bıraktığımız, kaçtığımız yerden daha mı güvenli daha mı mutlu edecek bizi?
Kaçtığımız yerden niçin kaçıyoruz? Özgürlüğümüz mü kısıtlanıyor, baskıcımı, mutsuz mu, anlamsız mı; ondan mıdır? Kaçtığımız yer İnsan fıtratına uygun değil mi? Sevgiyi, merhameti, ülfeti, sükûneti, insani ilişkileri daha mı sağlam, daha mı adil, daha mı mutlu edici?
Toplum kaçarken yukarıdaki sıraladığımız sorulara anlamlı ve tutarlı bir cevap verebilir mi?
Cevaplayabileceğini düşünmüyorum. Çünkü bilinçsiz bir kaçıştır. Bu kaçış bilmez ki kendini kovalayanlara başka türlü yorumlanır. Ve bu kaçış yeniden bir yerde yakalanır. Ama ölüm halinde, ölüm kaosunda bulunmuş halde.
Oysa toplum kaçmasaydı, kendisi olmakta direnseydi, geçmişiyle bağları koparmasaydı, kültürüyle, kadim medeniyetiyle, örf ve adetleriyle inancıyla, kendisine has duruşuyla, kimliğiyle kalsaydı belki de kovalanmayacaktı.
Toplum kaçmakla gerçekte o kendini yabancı ve düşman bir ortama atmaktadır, farkında değildir. Geçmişinden, inancından, kadim medeniyetinden kaçış, son varoluş imkanlarını, son direniş çabalarını da harcamak, boşluğa savurmaktan başka bir şey sağlamaz.
Bir toplum için paha biçilmez değer, kendinden kaçmayışta, kendini kendisinde biriktirme de ve yoğunlaştırmakta saklıdır.
Kapitalist, dünyaperest, emperyalist düşünce ve sistemler bizi, toplumu, tüm imkanları ile, internetle, dizilerle, sinemalarla, reklamlarla ısrarla kendimizden, öz benliğimizden kaçmayı, mevzilerimizi, terk etmeye çağırmakta, sinsice zorlamada. Kaçarken kendi rızamızla kaçtığımızı, mevziyi terk ettiğimizi sanırız. Oysa her gün dışardan bize dayatılan tüm iletişim ağları ile ağır, bombardımanın sonucu bu kaçışı tetikleyen. Olması gereken, ne pahasına olursa olsun, bize dayatılan ve bilinç altına yerleştirilen sinsi mesajlara karşı kendimizi korumaktır. Bu kaçışı önlemek için ilk şart, mücadele etmeyi, kuşkuya yer vermeyecek, imkân bırakmayacak bir şekilde düşmana hissettirmektir.
Şu anda toplumda birçok sosyal-ekonomik ve ahlaki yozlaşmadan ve çöküntüden şikâyet varsa, yerimizi bırakıp buraya kaçtığımız içindir. Kaçtığımız yer tam burasıdır. Tekrar toplum olarak terk ettiğimiz yere dönme zamanı geldi, belki de geç oldu.


