Zor bir zaman diliminden geçiyoruz toplum olarak. Bir yandan Allah'ın bize sunduğu sayısız nimetler içerisinde yüzerken, diğer tarafta ekmek bulamayan, açlıktan ve İsrailin her gün attığı sayısız bombalarla ölen Filistinli masum çocukların durumları. Biz sevdiğimiz yemekleri yerken, zevk aldığımız işleri yaparken, tam o sırada Filistin de bir çocuk açlıktan kıvranıyor, diğer taraftan bir anne çocuğunun cenazesinde feryatlar atıyor, diğer bir yerde bomba düşüyor. Biz burada çocuğumuzu eğlendirmek için parka götürdüğümüz sırada, orada kim bilir ne dramlar yaşanıyor?
Bu durum hayatın gerçekleri mi yoksa Müslüman halkların sorumsuzluğundan mı oldu tartışmaya değer bir konu. Müslümanlar olarak inancımız gereği çevremizde olup bitenlerden, cereyan eden olaylardan kayıtsız kalma bir lüksümüz yoktur. Müslüman inancı gereği duyarlı olmak zorundadır. Toplum içinde ve dünyada olup biten olumsuzluklardan, haksızlıklardan ve zulümden kendimizi mesul ederiz. Çünkü inancımız gereği Adaletten yana ve haksızlığa ve zulme karşı çıkma sorumluluğumuz vardır. Dünyada bu kadar haksızlık, zulüm, sömürü, işgal, açlık ve ölüm varken insani olarak bile insan bu durumdan rahatsız olması ve bir tepki koyma isteği içinde doğması gerekir.
İşte dünyanın güöz önünde Filistin’de bir yıldan fazla durmadan her gün masum, mazlum Filistinli Müslüman kardeşlerimiz İsrail bombalarıyla ölürken, insanlar temel ihtiyaçları olan ekmek ve suya erişmelerini bile sağlamayan bu insanlar karşısında susmak, kör ve sağır kalmak, insanlıktan çıkmış olmak gerekir.
Bireysel olarak elimizden bir şey gelmez, İsrail terör devleti tüm halkı Müslüman olan ülkelerin başındakileri satın almış durumda, tüm devletler sus-pus, hiçbiri müdahale etme gereği duymuyor, biz bireysel olarak elimizden ne gelir denilebilir. Evet kısa vadede bireysel olarak elimizden bir şey gelmeyebilir, İsrail devleti tüm halkı Müslüman olan ülkelerin başındaki sözde liderleri avucunun içine almış, hepsini satın almıştır. Bu durum doğrudur. Ama biz bu dünyada inancımız gereği imtihandayız ve inancımız gereği yapmamız gereken görev ve sorumluğumuz vardır. Eğer biz bireysel olarak elimizden bir şey gelmez der, satılmış ve çok eskiten hileyle Müslümanların başına getirilen bu kuklalarda bir şey yapmazsa, müdahale etmese peki bu zulmü, bu savaşı, bu çocuk ölümlerini, açlığı kim durduracak?
İsrail terör şebekesinin sözde bir bakanının geçen yaptığı bir açıklamada; bu savaşın burada bitmeyeceğini ve tüm Ortadoğu'ya yayılacağını, İsrail in gerçek ve büyük hedefine ulaşıncaya kadar bu savaş devam edeceğini, tüm dünya kameraları karşısında söylemiştir. Yani savaşları Filistin Müslümanlarıyla değil, tüm Ortadoğu Müslümanlarla olduğunu açık olarak ifade etmiştir. Yaptıkları savaşında savunmasız insanları canice öldürmekten de çekinmiyorlar. Bu savaşın yarın nereye varacağını tahmin etmek çok zor değil.
Bireysel olarak görev ve sorumluğumuzu yaparsak, bu katliamları, bu ölümleri ve zulümleri durdurabiliriz. Ancak ne yapmamız gerektiğini, nerden başlamamız gerektiğini bilmediğimizden, ögrenmediğimizden ya da öğrenmek istemediğimizden yükü hemen üstümüzden kolayca atabiliyoruz, Ve kendimizi temize çıkartıp, hiçbir şey olmamış gibi yaşayabiliyoruz. Oysa bu savaşı, bu zulmü, bu soykırımı birden ve kısa vade de durdurmayabiliriz. Kısa vadede bu mümkün olmaya bilir, ancak en azından uzun vade için bir plan ve program içinde olmamız gerekir. Eğer bu savaşı, bu zulmü uzun vadede durdurmak için bir plan ve program içinde değilsek, bir hareket içinde değilsek, o zaman sorumluluk almamış ve inancımızın gereği gibi yaşamadığımızı gösterir. İnsani ve İslami sorumluluğumuzu yerine getirmediğimiz takdirde hem dünyada hem de Ahirette nasıl bir sonla karşılaşacağımızı kutsal kitabımız Kuran-i kerimde açık olarak beyan edilmiştir.
Bu savaşı kısa vadede halklar olarak durduramayabiliriz. Ancak Müslümanlar olarak uzun vade de plan ve programlarımız olmalı.

