Çok hızlı bir çağda yaşıyoruz. Bununla beraber etrafımızda, ülkemizde ve ülkemiz dışında yaşanan olaylar, uluslararası ilişkiler ve devlet başkanlarının politikaları hızla değişmektedir. Bunları takip etmek, anlamaya çalışmak ve yorumlamak insanı yoruyor. Bu dünyada yaşamamız sebebiyle dünyada ve ülkemizin her köşesinde veya devletlerde yaşanan bir kriz veya politik ya da askeri durum, dünya insanını olumlu veya olumsuz yönde az ya da çok bir şekilde etkilemektedir.
Yaşadığımız çağda, dünyanın ipinin ne yazık ki ABD ve Avrupa ülkelerinin liderlerinin elinde olduğunu görmekteyiz. Son birkaç yıldır Avrupa devletleri ve ABD, coğrafyamız üzerinde kirli, kanlı ve imha politikalarını yürütüyor. Avrupa’nın bir kısım devlet adamlarının coğrafyamız için söyledikleri mezhepsel ve ırkçı söylemler; Filistin’de toplu imha çalışmaları ve soykırım çağrıları ile açık olarak görülmektedir.
Bundan birkaç ay önce İngiltere Başbakanı: “Bizim Müslüman ülkeler ve Müslümanlarla sorunumuz yok, onlar zaten bizim istediğimiz döngünün içerisinde yaşamaktadırlar; bizim sorunumuz Muhammed(Aleyhisselam)ve onun getirdiği din ile” demiştir.
İran savaşı başlar başlamaz ABD Savunma Bakanı: “Kimse Muhammed’in(Aleyhisselam) getirdiği kurallara inanmasın ve güvenmesin” şeklinde Müslümanların karşısında, tüm dünya ve Müslümanların önünde açıkça konuşarak Müslümanların dinine ve Peygamberine hakaret etmesine rağmen dünya Müslümanlarından bir karşılık çıkmamıştır. Bu açıklama, birçok insan tarafından açık bir şekilde “Bizim savaşımız yıl veya günlerle değil, Müslümanlarla” şeklinde yorumlanmıştır.
Bu açıklamayı tüm dünya Müslümanları akşam dinledi. Belki birileri dinlerken birkaç küfür etti, daha sonra sabah yine kaldığı yerden işine koşmaya başladı; daha fazla kazanmak için.
Diğer tarafta ABD ve İsrail’in İran’a başlattığı savaş, Körfez ülkelerini de etkisi altına alarak İran ile beraber ondan yardım alanlara saldırmaya devam ediyor. Diğer taraftan da Filistin’e yönelik hukuk tanımaz zulümler devam ediyor.
İsrail Meclisi hukuk dışı şekilde esir edilen Filistinlilere idam cezası verilmesini kolaylaştıran bir yasayı kabul etti. Yasa, cezaevlerinde kalan binlerce Filistinliyi ölüm cezasıyla karşı karşıya bıraktı. Müslümanlardan ise bu konuda güçlü bir ses çıkmadı.
Oysa Filistinliler; İsrail’in hapishanelerinde bulunan on binlerce genç çocuk için, İsrail’in geliştirdiği yayılma politikalarına karşı çıkan herkesin üstünde, dünya Müslümanlarının ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’yı ve Filistin topraklarını savunma görevini yapmaktadır. Bugün Filistin halkı, bu uğurda canını kanını ortaya koyuyor. Binlerce insan İsrail hapishanelerinde. Ve şu anda İsrail hapishanelerinde bulunan binlerce Filistinli insan idam edilmekle karşı karşıyadır.
Ne yazık ki Müslüman ülkelerinden bu konuda herhangi bir tepki gelmemektedir. Oysa yapılması gereken; Müslüman halkların günlerce, haftalarca meydanlara inip ülke başkanlarını bu idam yasasına karşı çıkmaları ve infazları durdurmaları için zorlamaları gerekirdi. Müslümanların bu şekilde her gün ve her yerde bir bombayla öldürülmesini veya darağacında sallanmasını ve her gün bir ülkesinin işgal edilmesini veya sömürülmesini izlemektir/beklemektedir.
Tüm bu katliamların, sömürünün, işgallerin ve ölümlerin sebebi Müslümanların dağınıklığındandır. Mazlum Müslüman kardeşlerimiz bu kadar bedel öderken, arkasında gözü yaşlı anneler, eşler ve çocuklar bırakırken biz hiçbişey yokmuş gibi davranmamız büyük bir vebaldir. Bizler zalime karşı çıkıp mazlumdan yana olmamız gerekirken, mazlum kardeşlerimiz için "ne yapabilirim" diye kafa yormamız gerekirken onları kendi hallerine bırakmak büyük vebal ve nankörlüktür. İnancımız bize adaleti sağlamayı ve zalime karşı çıkmayı emrederken; bu emre icabet etmemek, ayakta olmamak, içselleştirmemek, yapılması gerekeni yapmamakta ısrar edersek tarihte ihanetle yargılanacağımızın bilincinde olmamız lazım.
Bu, Müslümanların birlikte olmamasından ve parçalanmışlığından kaynaklanmaktadır. Tüm bu savaş tamtamlarının hedefi bizim yaşadığımız coğrafya ve yerlerdir. Aziz dinimiz İslam'ı yok edip Müslümanları mahvetmek içindir. Tüm bu politikalara ve savaş barbarlığına karşı Müslümanların birleşmesi, birlikte hareket etmesi; farklılıklarımızı, mezhep ve meşreplerimizi aşarak kardeşlik içinde davranması gerekmektedir.
Kutsal kitabımızda bize hayatı ve birbirimize nasıl davranmamız gerektiğini öğreten hükümler vardır. Bize zor gelen kitaba dönmektir; okumak değil, anlamaktır. Ne zaman dönersek kurtuluş o zamandır. Herkes kendi kurtuluşu için hemen kitaba dönmelidir.


