Bazen yolumuz bir köye düştüğünde genelde köyün coğrafi durumu ya da gelişip gelişmediği üzerine söz açılır. Benim her zaman dikkatimi başka bir şey çeker. Sokakların boş olduğu, kimsenin olmadığı, özellikle çocukların oyun oynayabileceği alanların boş olduğu ve etrafta hiç çocuk sesi gelmediğidir. Eskiden sokaklar ve boş alanlar çocuklardan geçilmezdi. Akşama kadar çocuk sesleri etrafta yankılanırdı.
Kurulan şehirlerde de aynı şekilde çocukların oyun oynayacak alanlarının olmayacağı şekilde planlama yapıldığını ve imarın buna göre düzenlendiğini müşahede ediyoruz ne yazık ki. Çocuklara oyun alanı bırakmadığımız gibi, oyun oynama fırsatı da vermiyoruz.
İnternet, bilgisayar ve telefonların bu konuda hem büyükleri hem de küçükleri işgal ettiği ve çocukların dışarıda oyun oynama fırsatı bulamadığı bir gerçektir. Tabii ki bu durum kabul edilebilir bir durum değildir. Bu böyle devam ettiğinde büyükler olarak maddi ve manevi sıkıntılarla karşılaşacağımızı biliyoruz ve zamanla karşılaşacağız. Çocuklar, oyun oynamadığı ve teknolojinin birer esiri hâline geldikleri için insanî ilişkilerin yozlaştığı, nasıl yaşaması ve nasıl konuşması gerektiğini bilmeden, kafalarını önlerine eğip dışarıda olup bitenlerden habersiz büyümektedirler maalesef.
Şu anda üçüncü dünya insanları olarak Batı'nın bize sunduğu hayatı ve yaşam modelini birebir taklit ederken, Batı dünyası şu anda içine düştüğü bu buhrandan ve çocukların düştüğü bu yaşam biçiminden nasıl çıkılması gerektiği üzerinde düşünüp kafa yormaktadır. Bu konuda birçok çalışma ve rapor hazırlanmaktadır. Avrupa'da çocukların dikkat eksikliği ve bazı çocuk hastalıklarının nedenleri araştırılırken, çocuk gelişimi hakkında bilimsel çalışmalar yapan düşünürler; oyunun çocuk gelişiminde büyük rol oynadığını ve oyun oynamanın üç temel alanda gelişime katkı sağladığını ifade etmektedirler. Bunlar:
Yaratıcılık ve hayal gücünün gelişmesi, sorunları bulup düşünerek çözüm üretmeyi öğrenmek,
Sosyal bağlar kurmak, diğer insanlarla etkileşime girmeyi ve sosyalleşmeyi öğrenmek,
Canlılık, neşe ve haz duygularını yaşamayı öğrenmek.
Bu üç temel hususun çocukların oyunla öğrenebilecekleri önemli kazanımlar olduğu tespit edilmiştir. Sağlam bir kişiliğin temellerinin oyun oynarken atıldığı, çocuk uzmanları tarafından dile getirilmektedir.
Çocuklar dışarıda oyun oynarken karşılaştıkları durumlarda çözüm üretmek zorunda kaldıkları için düşünme ve dikkat becerileri gelişir. Ayrıca koşarken, duvardan atlarken ve ağaca tırmanırken fiziksel egzersiz yapmış olurlar. Oyun oynarken bazen hayal kırıklığı ya da hüsranla karşılaşır ve bunlarla baş etmeyi de öğrenirler.
Yeni bir oyun bulmak, kaybolmak, ağaçlara tırmanmak ve sonrasında birinin "Biraz daha yükseğe tırmansana." demesi üzerine kararsız kalmak; sonra tırmanmak ya da korkup vazgeçmek... Bunların hepsi hayatın küçük provası gibidir. Daha sonraki seferlerde daha yükseğe tırmanabilir ya da yükseklik korkusuyla yüzleşebilirsiniz. Bunların hepsi hayatı öğrenme biçimleridir.
Bu şekilde beyin daha verimli çalıştığı gibi çocuklar da hayatları boyunca ihtiyaç duyacakları birçok beceriyi oyun oynarken kazanmış olurlar.
Büyükler olarak çocukları teknolojinin kucağına itmekle ve çocuk oyun alanları olmayan binalar yapmakla tüm bu önemli hususları çocukların hayatından çıkarmış oluyoruz. Çocukları dar kalıplı duvarlar arasında yaşamaya mahkûm ediyoruz. Yaşam kurallarına aykırı apartmanlar inşa edildi. Evin içinde çocukların koşmaları, ses çıkarmaları yasak; çünkü aşağıdaki komşular rahatsız olacak. Dışarıda oynayacak, koşacak alan yok. Böylece çocukları bilgisayarların ve telefonların kucağına itmiş oluyoruz.
Çocuklar, tüm şehrin ortak alanı olan küçük ve kısıtlı oyun parklarına gidince de gün boyu büyüklerinin gözetimi altında, serbestçe olmayan bir şekilde ve büyüklerin kararları ile kuralları doğrultusunda oynuyorlar. Bu oyunların bile kurallarını büyükler koyar, küçükler düşünemez.
Böyle olunca çocuklar, düşünme becerilerini geliştirme fırsatı bulamıyorlar; arabayla maça ya da oyun parkına götürülüyorlar. Onları yetişkinliğe hazırlayacak olan deneyimleri yaşayamadıkları için gelişimleri de olumsuz etkileniyor.
Böylece uyum sağlamayı, gerektiğinde çözüm üretebilmeyi ve eleştirel düşünmeyi sağlayan beyin gelişmiyor. Dışarıda ilgilerini çeken, onları heyecanlandıran bir durum kalmıyor. Bireysel yaşamaya sürüklenip bireysel yaşamaya alıştırılıyorlar. Oysa insan, sosyal bir varlık olup sosyal çevrede yaşamını sürdürmek zorunda olan bir canlıdır. Tek başına yaşayarak kişisel ihtiyaçlarını sürdürebilmesi mümkün değildir. Bu manzara karşısında çocukların yarınlara hazırlandığını, sosyalleşebileceğini, çevreleri ile iyi ilişkiler kurabileceğini, hayatta karşılaşabilecekleri sorunlara çözüm üretebileceğini ve kendi başlarının çaresine bakabileceğini kim söyleyebilir? İş yine başa düştü.


