Tarih sayfalarında biraz gezinti yapan, ya da inancından biraz haberdar olan, İslam dininin Peygamberinin hayatını okuyan, kutsal kitabımız Kuran-ı kerimi okuyup anlayan herkes; inanmayan bir kısım insanların, toplulukların, sömürgecilerin, zalimlerin ve özellikle Siyonistlerin İslam dinine, Müslümanlara karşı bir kin ve nefretleri olduğunu bilir. Bu kin ve düşmanlıkları nedeniyle tarihte birçok dönemlerde Müslümanları kıyımdan geçirdikleri, geçirmek için plan ve program yaptıkları tarih belgeleriyle sabittir. Ve bu kin ve düşmanlıkların Müslümanları yok etmek ve İslam dininin nurunu söndürmek için sürekli çaba sarf ettikleri, edecekleri kesindir. İçindeki kinlerini ve düşmanlıklarını bazen açıktan bazen gizli gizli plan ve programlarla devreye sokmaktadırlar.
Güçlü oldukları zaman ve yerlerde hiç kimseden utanmadan, korkmadan açık açık Müslümanları ve Aziz İslam dinine karşı cephe açarlar ve hiçbir kınayıcının kınanmasından, hiçbir insani değere saygı göstermeden ölüm ve kıyım yapmaktan çekinmezler.
Açıktan kıyım ve ölüm yapmak için fırsatları ve imkanları olmadığından, aynı şekilde gizli planlarını devreye sokarak Müslümanları dininden uzaklaştırmak, Aziz İslam dinini gerici ve yaşanabilecek bir din olmadığını kötülemeye ve insanların zihinlerini bozmaya çalışmaktadır.
İslam dinin düşmanları, her yıl “İslam'ı yıkın Müslümanları mahvedin” adı altında gizli toplantılar yapar, her yıl uygulamaya koydukları plan ve programlarının ne kadar işe yaradığı ne kadar daha çalışmaları gerektiği hususunda bilgi alışverişi yapılır ve raporlar tutulur. Diğer tarafta Müslümanlara karşı iyi-kötü polis oyunu oynayarak, “onlar kötü siz iyisiniz” şeklinde plan ve programlarını sekteye uğramamak için hedef şaşırtmaca oyunu oynarlar.
Diğer taraftan, Müslümanlara dünyanın güzel olduğunu, herkesin kendisi için yaşaması gerektiğini, yani “neme lazımcılık” ve ardında bireysel bir hayatı telkin etmektedirler. İşin gerçeğinde ve en nihayetinde tüm Müslümanlara ve İslam dinine karşı bir savaş olduğunu unutturmaya çalışırlar. Ve ilk fırsatta hedeflerinde bizim de olabileceğimizi bize unutturuyorlar. Hani bir kurt ile birkaç inek hikayesi anlatılır ya; bir kurt merada otlanan üç ineği gözüne kestirmiş, kendilerine saldırırsa üç ineğe karşı işi zor olduğunu anlamış, bir yolunu bulmuş sarı ineğin yanına yanaşmış, dostluk kurmuş ve alaca ineğin çok kötü birisi olduğunu, kendilerine zarar verdiğini söyleyerek kendilerine sahip çıkmamaları gerektiğini inandırmış, iki inek te alaca ineği tek başına bırakınca kurt bunu midesine indirmiş, daha sonra tekrar geri kalan iki ineğinden biri olan tekrar sarı ineği yanaşmış ve diğer inek olan alacalı inek hakkında dedikodu yaparak ona sahip çıkmaması gerektiğini inandırmış ve kurt ta bu ineği de mideye indirmiş, sonunda sari inek tek başına kalmış artık ona yardım edecek kimsede kalmayınca kurt buna saldırmış, sarı inek hatasını anlamış ve iş işten geçmiştir.
Hikâye bu ancak dünyaya dönen plan ve programlar, olaylar, dünyanın gidişatı çok net olarak tüm oyun ve hileler İslam dirinin ve Müslümanlara karşı bir savaş açıldığını anlamak ve bilmek için kâhin olmak gerekmez. Daha geçenlerde ABD başkanı Gazze'liler teslim olmasalar Gazze'yi cehenneme çevireceğini tüm dünyanın gözü önünde söyledi ve hiç kimseden korkmadı. Ardından ABD Dış İşleri Bakanı Gazze'yi 18 aydır bombalayan, yaşlı çocuk demeden insanları öldüren İsrail'i övmüş ve dünyanın güvende olması için gerekli bir savaş olduğunu söyledi. Dahası aynı bakan çıktığı bir televizyon programında alnının ortasına “Haç” işareti koyarak bu şekilde programa katılmıştır.
Haç işaretinin Müslümanlar açısından ne anlama geldiğini tüm Müslümanlar anlamış olmaları gerekir. Anlamayanlar Haçlıların Ortadoğu’da nasıl ve kaç yıl katliamlar yaptıklarını ögrenseler iyidir (En azından Fransız yazar Amin Maluf 'un ‘Müslümanların gözüyle Haçlılar’ kitabını okusunlar.
İşte tüm bu şer plan ve programlarını zayıf, yardımsız ve açık cezaevine dönüştürülmüş bir avuç Müslümanları kıyımdan geçirmekledirler. Oysa Gazze'li Müslümanlar direniyor ve teslim olmuyor. Gazze düşerse İsrail’in işi bitmeyecek sonra ajandasında başka yerler olduğunu herkes tarafından biliniyor. Yani sırayla, peyderpey ajandadaki plan sahaya yansıtılacaktır.
Onun için Gazze'li Müslümanlar ölüyor, teslim olmuyor ki biz dirilelim, oynanan oyunları görelim, kendimize gelelim, dostumuzu düşmanımızı bilelim diye. Gazze'li Müslümanlar ölüyor, biz derin uykumuzdan uyanalım, Allah'ın bize Kuran-ı Kerim de çizdiği adamlık rolünü, kişiliğini, duruşunu bilelim ve özelde Müslümanları genelde tüm insanlığı bu kötü niyetli şer odaklı haçlı ve Siyonist barbarlığından kurtulmalarını sağlayabilelim diye. Kuran-ı Kerimin ifadesiyle, Öncüler olabilelim. Gazze’deki bu kıyım, bu vahşet ve soykırım bizi uyandırmazsa, bizi bize döndüremezse, bizi biz yapan duruşa ve imana döndüremezse, bunca atılan bombaların sesleri, çocuk seslerini ve annelerin feryatları bu derin uykudan uyandıramayacaksa bizi, kim uyandıracak? Bu bedenimize atılan ölü toprağı ne zaman üstümüzden atacağız.
Onun için Gazze direnmeyi öğretir bize, direne bilmeyi. Gazze hayatlarına ve malları pahasına emperyalizmin ve siyonizmin tüm dayatmalarına karşı direnmeyi öğretirken, bize en azından emperyalizmin ve Siyonistlerin, bize dayattığı beyin ve zihin işgaline karşı direnmemizi, bize dayatılan yaşam tarzını, giyimini, ahlaksızlığı, bize ait olmayan ahlaka karşı direnmeyi öğretir. Bize dayatılan hayat tarzını reddedersek Müslümanca bir duruşa ve hayat tarzına bürünürsek ölmeyiz. Mallarımız talan olmaz direnmekle, ancak Gazze’liler canları ve malları pahasına direnmektedir. Gazze'liler bedenleri ile bedel ödemektedir. Biz ise, alışık olduğumuz hayat konforunu bırakıp bedel ödemeye yanaşmamaktayız.
Peki, aynısının bizim başımıza da gelmeyeceğinin garantisini kim verebilir.


