İnsanoğlu, tabiatı gereği gençlik yıllarını, çoluk çocuğa karışmadan önce kendisi için yaşar; güzel ve mutlu olmak için çalışır, didinir. Çoluk çocuğa karıştıktan sonra ise tüm çabasını çocukları için harcadığını, onlara iyi bir gelecek bırakmak için uğraştığını söyler.
Bilinç altında çocuklara iyi bir gelecek düşüncesinden maksat; maddi refah, iyi bir yaşam alanı, iyi bir okul ve tahsil, gelecekte ekonomik sıkıntı yaşamamak, iyi bir mevki sahibi olmak ve maddi anlamda dünya malı olarak miras bırakmaktır. Tüm ebeveynlerin ortak amacı ve gayreti budur.
Bu çaba gayet doğal ve makuldür. Herkes çocuklarını sever ve onların hayatlarında hiçbir zorlukla karşılaşmalarını istemez. Bu da insanın çocuklarını ne kadar sevdiğinin ve önemsediğinin bir göstergesidir. Çocuklar, anne babalarının vazgeçilmezleri ve onları hayata bağlayan en önemli sebeplerdir. Ebeveynler, çocuklarının mutlu olmaları ve ekonomik sıkıntı yaşamamalarıyla huzur bulurlar. Ancak bu tek taraflı düşünce eksiktir. Bunlar düşünüldüğü kadar ruhunu ve kişiliğini de düşünmek gerekir.
Yaşadığımız çağda kapitalizm sistemi dünyaya hâkimdir. Bu sistem, düşünce olarak üretim ve tüketim üzerine kuruludur ve insanı daha fazla kazanmaya yönlendirir. Kapitalizm; şahsiyetten, kişilikten, ahlaktan, maneviyattan ve ruhtan bahsetmez. Sadece kazançtan bahseder. Biz de farkında olmadan zihnimize dışarıdan dayatılan kapitalist mesajlara sürekli maruz kalırız. Çarşıda, pazarda, televizyon karşısında, reklamlarda ve akıllı telefonlarda bazen gizli, bazen açık şekilde verilen mesajlar zihnimizi etkiler. Gördüğümüz ve duyduğumuz tüm ses ve görüntüler ister istemez düşünce dünyamızı şekillendirir. Zamanla hayata bakış açımız da bu mesajlara göre oluşur.
Tüm yaşam amacımızı sadece eşya ve paraya sahip olma üzerine kurarız.
Ancak şu husus göz ardı edilmemelidir: Güzel yaşamak, kaliteli giyinmek ve ekonomik olarak belirli bir seviyeye gelmek tek başına mutluluk getirmez. Eğer yaşadığımız toplumda güven yoksa, emniyet yoksa, merhamet ve şefkat yoksa, paylaşma duygusu gelişmemişse ve insanlar arasında ortak bir toplumsal fayda anlayışı yoksa, tüm maddi kazanımların bir değeri kalmaz. Böyle bir ortamda insan ne kendine fayda sağlayabilir ne de gerçek anlamda mutlu olabilir.
Demek ki insanın mutlu ve kaliteli bir yaşam sürebilmesi için maddi refah tek başına yeterli değildir. Toplumda huzurun sağlanması için manevi değerlerin de güçlü olması gerekir. Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de toplumları ayakta tutan en önemli unsur bu değerlerin yaşatılmasıdır.
Bu değerler insanın fıtratında vardır ve hiçbir sistem, ideoloji ya da birey tarafından inkâr edilemez. Bu değerlerin başında ahlak gelir. Ahlak; bir toplumda bireylerin uyması gereken kuralların, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi sağlayan ölçülerin, örf, adet ve değerlerin bütünüdür. Ahlak, insanın manevi yapısını, karakterini ve davranışlarını belirler. İnsanın karakteri ve davranışları ise onun zihinsel dünyasının bir yansımasıdır. Zihin dünyası; insanın maruz kaldığı çevreye, duyduğu söylemlere, muhatap olduğu diyaloglara, izlediği videolara, oynadığı oyunlara, izlediği film ve dizilere göre şekillenir. İnsanın veri girişi neyse, doğal olarak çıkışı da öyle olacaktır.
Demek ki çocukların iyi ahlaklı olabilmeleri için bilmeleri, öğrenmeleri ve kendilerine öğretilmesi gereken olumlu değerlere ihtiyaçları vardır. Bu değerler, hiç şüphe yok ki kutsal kitabımızda tekrar tekrar anlatılmıştır. Bu değerlere sahip olanların mutlu ve huzurlu olacağı, bu değerlerden yüz çevirenlerin ise dünyada sıkıntı çekeceği ve ahirette kaybedenlerden olacağı sıkça vurgulanmaktadır.
Biz, kadim medeniyete sahip toplumlar olarak; bu değerlere sahip çıkan, hayatını ve ahlakını buna göre düzenleyen insanların tarihte nasıl bir medeniyet, irfan, huzur, sanat, bilim ve mutluluğa ulaştığını biliyoruz. Buna karşılık, bu değerlerden uzak toplumların kargaşa, savaş, talan, sıkıntı ve bunalımlarla karşı karşıya kaldığına da şahit olduk ve olmaya devam ediyoruz.
Bu değerlerin bazı anahtar kavramları; merhamet, şefkat, paylaşma, sevgi ve yardımlaşma duygularıdır. Bu duygular insanın ruhunu besler, maneviyatını güçlendirir. İnsanı insan yapan da bu değerlerdir. Çocuklarımıza iyi bir maddi refah bırakmak istediğimiz kadar, bu değerlere de önem verir ve onları bu değerlerle yetiştirirsek, çocuklara bırakılabilecek en güzel mirası vermiş oluruz.
Bu değerlerden mahrum büyüyen çocukların ne kendilerine, ne ailelerine ne de topluma bir faydaları olur; bilakis zararları olacaktır. Sonuç olarak, çocuklarımıza maddi miras bırakmayı düşündüğümüz kadar, onların manevi ve ahlaki birer kişilik sahibi olmaları için de gayret sarf edilmelidir. Manevi ve ahlaki değerler ihmal edildiğinde ne sağlıklı bir birey ne de güvenli bir toplum mümkündür. Toplum, bütün insanların ortak yaşam alanıdır; bu yaşam alanını baltalamaya ve kaosa sürüklemeye kimsenin hakkı yoktur.

