Çevrim içi teriminin artık günlük sözlüğümüze girdiğini düşünüyorum. En azından sözlü hazinemizde önemli bir yer edinmiş durumda. Teknolojinin ilerlemesi ve insanların sosyal medya ile tanışmasıyla birlikte "çevrim içi" ifadesi günlük hayatımıza girmiştir. Çevrim içi denildiğinde, internet üzerinden sosyal medya ve diğer platformlarda aktif olmak; çevrim dışı denildiğinde ise internete bağlı olmamak anlaşılır.
Bir telefon, bilgisayar veya benzeri teknolojik cihazın internete bağlanarak veri alışverişi yapması çevrim içi olmayı ifade eder. Çevrim içi olmak, o anda internet dünyasında aktif olduğunuzu ve sizinle iletişim kurulabileceğini gösterir. Çevrim dışı görünmek ise hazır olmadığınız, müsait olmadığınız ve size o anda ulaşılamayacağı anlamına gelir.
Teknolojinin hızla ilerlemesi ve teknolojik araçların her yere kolayca ulaşmasıyla birlikte insanların hayatı, davranışları, kişilikleri ve olaylara bakış açıları büyük ölçüde değişmiştir. Eskiden insanlar evde, iş yerinde ya da çarşıda bulunur; nerede oldukları veya nerede olabilecekleri kolayca tahmin edilebilirdi. Başka bir ifadeyle herkes gerçek hayatın içindeydi. Günümüzde ise durum farklıdır. Herkes çevrim içi görünse de nerede olduğu bilinmemekte, insanlar birbirlerine dokunamamaktadır. Bu değişim özellikle yaşı daha büyük insanlar tarafından daha belirgin şekilde fark edilmektedir.
İnsanların bir kısmı işleri gereği gün boyu internet üzerinden çalışmakta ve çevrim içi olmaktadır. Bir kısmı ise işi olmadığı hâlde günün büyük bölümünü ya da en küçük boşluklarını bile telefonuna sarılarak sosyal medyada ve internette geçirmektedir. İnsanların büyük çoğunluğunun en ufak bir boşlukta kendini sosyal medyaya vermesi inkâr edilemez bir gerçektir.
Ne yazık ki günümüzde çevrim dışı olmak, bazı kişiler tarafından çağın gerisinde kalmak veya asosyal olmak şeklinde değerlendirilmektedir. Oysa sosyal medyaya bakıldığında insanların çoğu çevrim içidir; ancak gerçek olmayan bir hayatın içindedir. Çevrim içi olmak; bilmediği insanlarla tanışmak, gerekli gereksiz her şeyi sorgulamadan tüketmek ve sınırsız bir sanal dünyanın içinde kaybolmak anlamına gelmemelidir.
Bu kontrolsüz çevrim içi yaşamın insanları mutlu etmediği, aksine onları bireysel bir hayata hapsettiği ve internet platformlarında kaybolmalarına neden olduğu açık bir gerçektir.
Sosyal medyada herkesin yüzlerce arkadaşı olabilir; ancak bunların hepsi gerçek değildir. Gerçek arkadaşlık, günlük hayatta birbirinin gözünün içine bakabilmek, birlikte zaman geçirmek, birlikte gülmek, hayatın zorluklarını paylaşmak ve gerektiğinde birbirine destek olmaktır.
Sosyal medyada güzel sözler, anlamlı paylaşımlar, ayetler ve hadisler sıkça paylaşılmaktadır. Ancak bu paylaşımları yapan kişilerin bazılarının bunları hayatlarına yansıtmadığı görülebilmektedir. Bu nedenle yapılan paylaşımlar çoğu zaman ne paylaşana ne de okuyana gerçek bir değer katmaktadır. Çünkü güzel ahlak ve doğru davranışlar sadece çevrim içi ortamda değil, gerçek hayatta da uygulanmalıdır.
İnsanlar çevrim içinden çıkıp çevrim dışı olarak gerçek hayatlarına dönmelidir. Hayat, yalnızca çevrim içi yaşanabilecek bir yer değildir. Sanal dünyanın bağımlılığından ve gafletinden kurtulmanın yolu gerçek hayata dönmektir. Bunun için irade ve kararlılık gerekir. Aksi takdirde insanlık ilişkilerinin nereye varacağı ve nasıl evrileceği kestirmek pekte zor değil.

